Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bu istifanın ardından ortaya çıkan şey sinsilik değil, eleştiriye ve farklı tercihlere tahammül edemeyen siyasi hazımsızlıktır.
Söke ve Aydın Büyükşehir CHP Meclis Üyesi Yasemin Gürsoy, meclis üyeliğinden istifa etti. Ve her zaman olduğu gibi, istifanın nedeni konuşulmadan sonuçları üzerinden hüküm verilmeye başlandı.
Daha düne kadar nezaketini, duruşunu, çalışkanlığını öve öve bitiremeyenler bir anda ihanetten, sinsilikten söz etmeye başladı. Yıllardır aynı yolda yürüdüğü insanlar sosyal medyada düşmanca paylaşımlar yaptı. Bugüne kadar hak ettiği değeri ne kadar gördüğü ayrı bir tartışma konusuyken, meclis üyeliğinden istifa etmesiyle birlikte partiden ihracının konuşuluyor olması ise işin başka bir boyutu. Kimse dönüp “neden?” diye sormadı. Kimse “nasıl bir süreç yaşandı?” demedi. Çünkü bizim siyaset anlayışımızda maalesef sorgulamak yerine taraf seçmek en kolayı…
Bu durum bana Mustafa İberya Arıkan’ın Ağustos ayından itibaren yaşadıklarını hatırlatıyor. O dönemde de insanlar, geçiş sürecindeki nedenleri anlamaya çalışmak yerine etiketlemeyi tercih etmişti. Oysa böyle bir durumda ilk yapılması gereken bir belediye başkanının aldığı bu çarpıcı kararı değerlendirmeden önce o karara götüren süreci anlamaya çalışmaktı.
Benim yıllardır savunduğum bir görüş var: Belediye seçimlerinde partizanlık mantıklı bir yaklaşım değildir. Çünkü belediyecilik hizmet işidir. Sırf desteklediğiniz partinin adayı diye bu görevi hakkıyla yapamayacak insanları tercih etmek yaşadığınız kenti riske atmak demektir. Aynı durum seçilen kişiler için de geçerlidir. Bir belediye başkanı ya da bir meclis üyesi, sırf bir partiden seçildi diye, şehre daha fazla fayda sağlayacağına inandığı yolu terk etmek zorunda değildir.
Evet, yarışa partiler girer. Ama esas olan halka hizmettir. Asıl mesele, o hizmet yolunda en doğru şekilde ilerleyebilmektir.
Siyasette olgunluk tam da burada başlar. Gönül verdiğiniz partide bir yanlış varsa onu eleştirebilmeli, muhalif olduğunuz partide bir doğru varsa onu alkışlayabilmelisiniz. Kişilere ya da partilere körü körüne bağlılık, demokrasiyi güçlendirmez. Tam tersine, düşünmeyi ve sorgulamayı ortadan kaldırır.
Bugün Yasemin Gürsoy’a yöneltilen tepkilerin önemli bir kısmı eleştiri sınırlarını oldukça aşmış durumda. Fikir ayrılığı elbette olabilir, siyasi tercihler farklı olabilir. Ancak insanları bir gecede hain ilan etmek, yılların emeğini ve dostluğunu yok saymak ne siyasete, ne insanlığa, ne de bu kente yakışıyor.
CHP’nin hem genelde hem de yerelde yapması gereken şey de; dönüp sürekli gidenlere kızmak değil, neden insanların uzaklaştığını sorgulamaktır. Çünkü bir yapı sürekli kan kaybediyorsa, sorumluluğu sadece ayrılanlarda aramak gerçekçi değildir.
Bu kentin asıl sorunlarından biri de şu ki; Siyaseti; dostluğun, akrabalığın, ticaretin, kültürün ve sporun önüne koyuyoruz. Sanki makamlar hiç bitmeyecekmiş gibi davranıyoruz. Sırf mevki uğruna akrabasını harcayanları, yıllarca beraber yürüdüğü insanlara sırt dönenleri görüyoruz.
Oysa hepimiz aynı kentte yaşamaya devam ediyoruz. Bugün var olan makamlar yarın başkasının olacak. Geriye ise insan ilişkileri kalacak. Kan bağı kalacak. Can bağı kalacak.
Velhasıl, bu kentte siyasetin önüne geçemeyen tek şey ekonomidir. Çünkü para her yerde ve her zaman birçok şeyin üstünde tutuluyor. Ama dediğim gibi ne siyaset ne para, insanlığın ve vicdanın önüne geçmemeli.
Ve artık konuşmamız gereken şey, kimin gittiği ve nereye gittiği değil; bu insanların neden gitmek zorunda hissettiğidir!