10 OCAK; ANLAMI OLAN AMA KARŞILIĞI OLMAYAN GÜN

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, biz basın mensupları için önemli bir anlam ifade etmesi gereken; ancak ne meslektaşlarımız, ne siyasetçiler, ne sivil toplum kuruluşları ne de toplum nezdinde tam olarak anlaşılabilmiş bir gün değil.
Ne yazık ki bu gün, anlamına uygun bir karşılık bulamıyor.
Oysa mesele bir gün kutlamak değil. Mesele, gazeteciliğin ne olduğuna dair ortak bir bilinç oluşturmak.
Bugünü gerçekten anlayıp, hak ettiği değeri verebilmemiz için atılması gereken ciddi ve somut adımlar var. Bu adımlar atılmadığı sürece; 10 Ocak, kahvaltılara ve yemeklere indirgendikçe, sorunlarımızın üzeri örtülmeye devam edecek. Ve evet, bu şartlarda işimiz zor.
Burada amacım kimsenin emeğini küçümsemek ya da yok saymak değil. Yaş, tecrübe, birikim elbette kıymetlidir. Ancak bir de gerçekler var.
Dijital dönüşüm çağındayız. Elinde telefon, tablet olan herkes haber yapıyor, herkes reklam alıyor, herkes basın etiketiyle dolaşıyor. İşte tam da bu noktada en temel soruyla yüzleşmek zorundayız: Kim gerçek basın mensubu, kim değil?
Bu ayrım net bir şekilde yapılmadığı sürece, yaşadığımız hiçbir sorunun çözülmesi mümkün değil.
Meslek örgütü yok, kayıtlı olduğumuz oda yok, yasal boşluk var gibi gerekçelerin arkasına saklanmayı artık bırakmalıyız.
Siyasetten STK’lara, spordan sanata, esnaftan bürokrasiye kadar herkes bu ayrımı net biçimde yapmadıkça; hatır-gönül ilişkileriyle sapla saman karıştırılmaya devam edildikçe, kimse tarafsız bir basından söz etmesin.
Hem basın tarafsız olmalı diye nutuklar atacaksın, hem eline her kalem alanı, sırf sana dokunmuyor diye ağzına geleni yazanı, telefonla iki görüntü çekip basın koltuğunda poz kesenleri baş tacı edeceksin, ama gerçekten emek veren, bedel ödeyen, baskı gören, yalnız kalan gazetecileri yok sayacaksın görmezden geleceksin, hak ettiği değeri vermeyeceksin. Bu mümkün değil.
Hem pastan dursun istiyorsun,
hem karnın doysun istiyorsun.
Gazetecilik; kartvizit bastırmakla, sosyal medyada takipçi sayısını arttırmakla, davetlerde en önde durmakla olmaz. Gazetecilik; sorumluluk ister, ahlak ister, vicdan ister, bedel ister. Ve bu bedeli ödeyenlerle ödemeyenler aynı kefeye konulamaz.
10 Ocak’ı gerçekten anlamlı kılmak istiyorsak; önce gazeteciliği tanımlamalı, sonra gazeteciyi korumalıyız. Aksi halde bu gün, birkaç güzel cümle, birkaç fotoğraf ve ertesi gün unutulan bir takvim yaprağı olmaktan öteye geçmez.
Ve biz, her yıl aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri yaşamaya devam ederiz.
Artık açık konuşalım:
Herkes gazeteci değil…
Nasıl her yazan yazar değilse, her dikiş diken terzi değilse, her yemek yapan aşçı değilse; her çekim yapan, her reklam yapan, her haber yapan da basın mensubu değildir. Bu ayrımı yapmaktan kaçtıkça; mesleği de meslektaşlarımızı da tüketiyoruz.
10 Ocak, bu yüzleşmeden kaçtığımız sürece sadece bir vitrin günüdür. Fotoğraflar verilir, cümleler süslenir, ama gerçekler değişmez.
Gazetecilik hatırla değil, hakla ayakta kalır.
Bugün yaşananlar, tam da altını çizdiğimiz gerçekliğin acı bir göstergesi oldu.
Bir meslektaşımız, yaptığı haberler nedeniyle bu şehrin en merkezi yerinde silahlı saldırıya uğradı.
Daha da vahim olan şu ki; saldırgan bir siyasi partinin il başkanı…
Tam da bu yüzden, herkes her şey olamaz, olmamalı…
Nasıl ki herkes gazeteci, herkes basın mensubu olarak addedilemezse; önüne gelenin de il başkanı, ilçe başkanı olduğu bir düzende siyaset ucuzlar. Siyaset ucuzladıkça da basın değersizleşir ve basın değersizleştikçe hakikat kaybolur… Sonunda ne mi olur? Bu memlekette tüm değerler birer birer yozlaşır.
Gazeteciye silah doğrultulan bir yerde, basın özgürlüğünden söz edilemez. Siyasetin gölgesinde, tehditle, baskıyla şekillenmeye çalışan bir basın düzeni; ne topluma ne de demokrasiye fayda sağlar…
Bu yüzden mesele yalnızca gazetecilik değildir. Mesele; sınırların, rollerin ve sorumlulukların yeniden hatırlanması meselesidir.
Gazetecilik meslektir, siyaset kamusal sorumluluktur,
şiddet ise hiçbir koşulda meşru değildir, olamaz!
Bu güzelim kent; gazeteciliğin susturulduğu, siyasetin hoyratlaştığı, hakikatin şiddet kullanarak ya da silahla bastırılmaya çalışıldığı bir düzeni daha fazla taşıyamaz.

Yayınlama: 09.01.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.