GÖRÜNEN İLE GERÇEK ARASINDAKİ MESAFE

“İnsan dediğin; gece yatarken vicdanıyla konuşan, sabah uyanınca aynada sadece yüzünü değil kalbini de görebilen kişidir.”

İnsan nedir?

Et mi? Nefes mi? Akıl mı? Kalp mi?

Yoksa bir ömür boyu yaptığı seçimlerin toplamı mı?

Bizi gerçekten birbirimizden ayıran şey güç mü, zenginlik mi, bilgi mi, güzellik mi?

Yoksa niyetimiz, samimiyetimiz, ahlakımız, dürüstlüğümüz ve cesaretimiz mi?

Neye Göre Sınıflandırılırız?

Toplumun gözü çoğu zaman dış görünüşe, başarıya, kariyere, paraya takılır. Oysa insanı asıl sınıflandıran; kriz anında ne yaptığı, karanlıkta nasıl düşündüğü, kimsenin görmediği yerde nasıl davrandığıdır.

Bir insan;

– parası yokken mi hırsız olur, yoksa parası varken mi daha çok çalar?

– güçlü olduğunda mı affeder, yoksa zayıfken mi daha merhametlidir?

– kalabalıkların önünde mi düzgün, namuslu, vicdanlıdır, yoksa yalnızken mi?

Toplumun puan verdiği genellikle dış kabuğumuzdur. Diploma, kıyafet, güzellik, hitabet, para…

Bugün sosyal medyada, sokakta, siyasette, evde… Herkes herkesi sınıflandırıyor.

“Bu şöyle biri,”

“Şunun kafası çalışmaz,”

“Bu zaten zengindir,”

“Şu var ya, tam sahtekâr…”

Ama kimsenin kimseyi tam olarak tanıdığı yok.

Herkes, karşısındakinin bir anına, bir yüzüne, bir tepkisine bakarak hüküm veriyor. Oysa insan bir ömürdür, bir fotoğraf karesi değil.

Gerçek insanlık da anlamaya çalışmaktır aslında…

Sınıflandırmadan, etiketlemeden, sabitlemeden…

İnsan ikiye ayrılır demek kolaydır. Ama belki de insan tek başına bir evrendir. Aynı bedende hem iyilik hem kötülük, hem ahlak hem ahlaksızlık, hem merhamet hem öfke, hem zekâ hem hata barınır.

İnsan Kaç Parçaya Ayrılır?

Kimi güçlüdür ama karaktersiz. Kimi zengindir ama merhametsiz. Kimi güzeldir ama ruhu yamalıdır.

Kaç parçaya ayrılır?

Bu soru ilk bakışta basit gibi görünse de, cevabı bir ömürlük arayış, bin yıllık tartışmadır. Yani kimine göre insanlar güçlüler ve zayıflar diye ayrılır. Kimine göre zenginler ve fakirler… Kimine göre ise iyiler ve kötüler. Hatta güçlü olanlar ve güçsüzler… Zenginler ve yoksullar… Zekiler ve geri kalanlar… Ahlaklılar ve sınır tanımayanlar… Sadık olanlar ve sırtından vuranlar… Böylesi bir liste uzar gider… Oysa insan, bir listeye sığar mı? Bir sınava, bir kutuya, bir tanıma?

Zihinlerimizi kategorilere hapsedip hayatı bu kadar siyah-beyaz görmek kolaydır tabi… Güçlü olanla zayıf olanı ayırmak kolay mesela, çünkü güçlü olanın sesi daha çok çıkar. Zenginle fakiri ayırmak da kolay, çünkü biri villada yaşar, diğeri kira kaygısıyla… Zekiyle aptalı da ayırmak kolaydır; biri cümleyi tamamlar, diğeri kekeler.

Ama ya içimizdeki görünmeyen farklar?

Mesela biri çok okur ama hiç anlamaz. Diğeri sade bir hayat yaşar ama bin kitaplık bir ruh taşır. Biri gülerken içi kinle doludur, diğeri ağlarken bile sevgi saçar. Biri sözde ahlaklıdır ama vicdansızdır. Diğeri toplumun ‘sapkın’ dediği bir hayat sürer ama dışarıdan bakıldığında senden benden namusludur.

 Asıl marifet; içiyle, dışıyla, duygusuyla, tepkisiyle o bütünü görebilmektir.

Birini güzel bulmak için hangi gözle bakmalı? Zekâyı ölçmek için hangi teraziyi kullanmalı? Sadakati neyle sınamalı? Ahlakı hangi cümleyle tartmalı?

Tek bir tanımla ifade edilemez bence insan…

O; bazen sabah ışığında uyanan bir umut, bazen gece karanlığında saklanan bir korkudur.

Bir gün affeder, ertesi gün içten içe küser. Bir söze kırılırken bir bakışla dağ gibi olabilir. Bazen kimsesiz kalabalıklar içinde yalnızdır, bazen de yalnızlığında bir ordu taşır. İnsan, görünenden ibaret değildir! Hatta en çok da, kimsenin görmediği yerde yaptığı tercihlerde ibarettir.

Toplum genelde dışı puanlar; Sesi çıkan daha doğru sayılır, güçlü olan haklı olur.

Velhasıl, insan kaç parçaya ayrılır, bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var:

İnsanı parçalara ayırdıkça insanlığı kaybediyoruz.

Etiketledikçe uzaklaşıyor, yargıladıkça anlamayı unutuyoruz.

Yayınlama: 02.07.2025
A+
A-