ADALET KÖR DEĞİL, KORKAK!

Bu ülkede acı artık sıradan bir misafir değil; kapıya dayanıp içeri girmek için izin istemiyor, gelip yerleşiyor. Bu kez adı Ahmet Minguzzi oldu. Bir çocuk öldürüldü. Bir hayat kesildi. Bir anne belki nefes almayı sürdürüyor ama kalbi çoktan gömüldü. Ve biz? Biz ekranlarımızın karşısında, elimiz hala telefonda aşağı doğru kaydırırken, bir cinayetin üzerinden kayar gibi geçtik.

Toplum dediğimiz şey, aslında ruhunu kaybetmiş bir sessizlikten ibaret. İnsanlar nefes alıyor ama yaşamıyor; konuşuyor ama gerçeği söylemiyor; görüyor ama hareket etmiyor. Çünkü bu topraklarda küçük yaşlarda bir şey fısıldandı: “Karışma. Sana dokunmuyorsa sus.”

Ve biz sustukça, kötülük git gide büyüdü; hatta çoğumuzdan daha hızlı koşmayı başardı.

Ahmet’in ölümü, sadece bir çocuğun kaybı değil, bizim vicdanımızın, karakterimizin ve adalet duygumuzun sınavıdır. Sessiz kalanlar, kayıtsız kalanlar, bana ne? diyenler, aslında suçun en ağır ortağıdır. Çünkü bir toplumda en büyük adaletsizlik, mahkeme salonlarında değil, insanların vicdanında işlenir.

Bir başka felaket: Kadına taciz. O iğrenç cümleler… Benim oğlum yapmaz. Benim arkadaşım öyle biri değildir. Kesin abartıyordur… Arkasına ailesini, arkadaşlarını, çevresini alarak yürüyen fail, aslında toplumdan aldığı cesaretle büyür. Sessiz kalan toplum, onu koruyan ağaç gibi gölgesini verir. O sessizlik, her gün yeniden işlenen bir suça dönüşür. Peki bizim ne zaman aklımız başımıza gelir? Tabi bu ahlaksızlar, elimize, çocuğumuza ya da bir yakınımız musallat olunca… işte ancak o zaman başlarız adalet, hak, hukuk diye bağırmaya…

Bir çocuk öldüğünde sessiz kalanlar, bir kadına tacize sessiz kalanlar, bir haksızlığa susanlar… Hepsi aynı suça ortaktır. Ve biliyor musunuz? Sessiz kalanların suçunun ağırlığı, failinkinden hiç de eksik değildir. Çünkü adaleti boğan ilk şey, suçu inkar edenlerin kurduğu utanç duvarıdır. Çünkü gerçek şu: Kötülük yalnız işlenmez, korunur ve büyütülür. Üzerini örtenler, susanlar, görmezden gelenler… Onlar, toplumun çürüyen omurgasıdır.

Bugün Ahmet öldü. Ama yarın başka bir çocuk, başka bir kadın, başka bir hayat… Ve sessiz kalanlar hala  sessizliğe devam edecek… Fakat, hiç şüpheniz olmasın ki vicdanın sesi duvar tanımaz. Bir gün o sessizliğin yükünü taşımak zorunda kalacaklar.

Toplum, acıdan kaçmak için sessizliği seçtiğinde çürümeye başlar. Empatiyi kaybeden, karakterini menfaatine satan insanlar, adaletin üzerine basarak yürür.  Unutulmayalım, çocuklar öldüğünde, kadınlar tacize uğradığında, gerçek suçlular yalnızca fail değil; sessiz kalan, görmezden gelen ve örtbas etmeye çalışanlardır.

Ahmet Minguzzi’nin adı, taşlara kazındı. Ama asıl sınav, toplumun kendi taşına kazınacak. Çünkü adaletin olmadığı yerde kimse güvende değil… Sessiz kalanlar, unutmasın: Bu ülkenin her çocuğu, her kadını, her hayatı siz sustukça daha da kırılacak. Ve bir gün, o kırıkların hesabını sadece fail değil, sessiz kalan vicdanlar ödeyecek. Adaletin ve insanlığın sınavı, bugün Ahmet ile başladı. Ama yarın başka bir çocuğun hayatında, başka bir kadının gözyaşında devam edecek. Lütfen artık gözlerinizi kapatmayın.

Sessizlik, suça en büyük alkıştır!

Yayınlama: 22.10.2025
A+
A-
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.