Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Alevi inancı; yüzyıllardır adaletin, eşitliğin, rızalığın, paylaşmanın ve vicdanın dili olmuştur. Cem evleri ise yalnızca ibadet edilen yerler değil; birlik duygusunun, dayanışmanın ve kültürel devamlılığın korunduğu kutsal alanlardır. İşte tam da bu yüzden, bir Cem Evi’nin yönetim sürecine dair alınan her karar yalnızca idari bir işlem değil; aynı zamanda toplumsal hassasiyet taşıyan önemli bir meseledir. Alevi Kültür Derneği çatısı altında yıllardır görev yapan Şevki Kaya’nın son açıklamaları, Söke’de bir görev değişikliğinin ötesinde, ciddi bir kırılmanın yaşandığını ortaya koymuştur. Yaklaşık 13 yıldır görevde olduğunu belirten Kaya’nın “Savunma hakkı verilmeden görevden alındım, bu bir yargısız infazdır” sözleri; sadece kişisel bir tepki değil, dernek hukukunun nasıl işletildiğine dair de önemli bir sorgulamayı beraberinde getirmiştir. Çünkü dernekler, keyfi yönetim alanları değildir. Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı kapsamında uygulanan dernekler mevzuatına göre; görevden alma, üyelikten çıkarma, yönetim değişikliği gibi işlemler belirli usullere bağlıdır. Savunma hakkı tanınmadan alınan kararlar ne yazık ki hukuki tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Bir kişinin siyasi tercih değiştirmesi, ayrı bir başlıktır! Ancak bir dernek başkanının görevden alınması ise bambaşka bir hukuki başlıktır. Bu iki sürecin birbirine karıştırılması, tam da bugün yaşanan gerginliğin esas sebebidir.
Şevki Kaya’nın CHP’den ayrılıp bağımsız meclis üyeliğini sürdürme kararı sonrasında, dernek yönetimine gelen ani müdahale; doğal olarak şu soruyu beraberinde getirmiştir: Görevden alma gerçekten dernek içi bir karar mı, yoksa siyasi pozisyonlara göre şekillenen bir refleks mi? İşte toplumun rahatsız olduğu nokta tam da burası… Çünkü Alevi geleneğinde “düşkün ilan etmek” bile belli usullere, dinlemeye, sorgulamaya ve hak teslimine dayanır. Kimse hakkında dinlenmeden hüküm verilmez. Alevi öğretisinin özünde “eline, beline, diline sahip ol” ilkesi vardır; ama bunun yanında bir başka görünmeyen çok önemli bir ilke daha vardır: Kimsenin hakkını yememek! Cem evi yönetimlerinin siyasetin sert kutuplaşmalarına çekilmesi, inanç kurumlarının taraf gibi gösterilmesi; Alevi toplumunda her zaman için rahatsızlık yaratmıştır, yaratacaktır.
Çünkü Cem Kapısı parti kapısı değildir.
Bugün Söke’de konuşulan mesele de yalnızca bir başkan değişikliğinden ibaret değildir. İnsanların yıllardır emek verdiği bir yapının hangi yöntemle yönetileceği meselesidir.
Ayrıca Şevki Kaya’nın Avrupa Birliği hibeleriyle ilgili şeffaflık çağrısı da oldukça dikkat çekicidir. Eğer ortada bir iddia varsa, buna en doğru cevap açık ve şeffaf olmakla verilir. Çünkü inanç kurumlarında güven, ancak şeffaflıkla korunur. Aksi takdirde dedikodu büyür, kırgınlıklar derinleşir ve bir kültürü bir arada tutan toplumsal aidiyet yara alır. En önemlisi de şu:
Cem evleri kişilere göre değil, toplumsal rızaya göre yaşamalıdır. Atamalarla gelen her yönetim meşruiyet tartışmasını beraberinde getirecektir. Hele ki yerelde toplumun rızası alınmadan yapılan hamle, atılan her bir adım kutuplaşmayı artırmaktan başka bir işe yaramaz. Bugün Söke’de yükselen tepki biraz da bundandır. Çünkü insanlar bir kişinin yanında ya da karşısında durmaktan çok, bu kişiye ve statüye uygulanan yönteme itiraz etmektedir. İtiraz edilen şey şudur: İnanç kurumlarının siyasi hesaplaşmaların alanı olmaması gerektiği…
Alevilik tarih boyunca baskıya rağmen ayakta kaldıysa, bunu kendi iç hukukuna, vicdanına ve dayanışmasına borçludur. Bu yüzden bugün ihtiyaç olan şey yeni gerilimler üretmekten ziyade; usulü, hukuku ve toplumsal rızayı yeniden hatırlamaktır.
Yani bugün yaşanan mesele bir isim meselesi değildir; mesele, inanç kurumlarının hangi anlayışla yönetileceğidir. Eğer siyaset Cem Kapısına kadar dayanmışsa, bir zahmet orada durmalıdır. O kapıdan içeriye girense yalnızca adalet olmalıdır.
Cemevleri siyaset dışı kalıp camilere çevrilip yakarma yeri olmamalı alevilik mazlumdan, ezilenden yana tavrını siyasetsiz nasıl yürütecek. devletin alevisi olmayin