Fuar Alanında Ekonominin Gölgesi

Tarım fuarına gitmek, biraz da memleketin nabzını tutmaktır. Toprağın kalp atışını makinelerin gürültüsünde, çiftçinin bakışında, stantların ışığında okursunuz. Bugün Muğla Bulvarı üzerindeki o geniş depolara adımımı attığımda ilk hissettiğim şey heyecan değil, tuhaf bir boşluk oldu. Gürültü vardı ama coşku yoktu. Kalabalık vardı ama taşkınlık yoktu. Sanki herkes oradaydı ama kimse tam olarak orada değildi.

Geçmiş yılları hatırlıyorum. Bu fuar bir panayır havasında geçerdi. Traktörlerin metalik gövdeleri güneşte parıldar, firmalar adeta gövde gösterisine çıkardı. Broşürler havada uçuşur, sözler büyük olurdu. Gelecek hep daha parlak, daha verimli, daha güçlü anlatılırdı. Bu yıl ise vitrinler duruyordu ama ışık biraz kısılmış gibiydi. Renkler soluk, cümleler temkinli, bakışlar hesaplıydı.

“Tohumdan tüketicisine” deniliyor. Güzel söz. Zincirin bütün halkalarını kapsayan iddialı bir çerçeve. Fakat o zincirin bazı halkaları pas tutmuş gibi. Tohum var ama umut zayıf. Makine var ama yatırım iştahı ürkek. Standın önünde konuşulan cümleler artık hayal değil, maliyet hesabı. Çiftçi fiyat sorarken sesi alçalıyor, satıcı cevap verirken gözünü kaçırıyor. Kimse yüksekten atmıyor. Çünkü memleket yüksekten atılacak bir yerde değil.

Ekonominin rüzgârı sert esti mi önce bayraklar değil, fuar afişleri titrer. Bu yıl o titreşimi iliklerimde hissettim. Firmaların bir kısmı daha küçük alanlarda, daha mütevazı tasarımlarla yer almış. Gösterişli lansmanların yerini sade sunumlar almış. Herkes frene basmış ama kimse bunu açıkça söylemiyor. Parlak katalogların arkasında bir “bekleyelim, görelim” ruh hali dolaşıyor.

Kalabalık var mı? Var. Ama kalabalık ile canlılık aynı şey değil. İnsanlar geziyor, inceliyor, fotoğraf çekiyor. Fakat o eski iştah, o “alalım, büyüyelim, genişleyelim” heyecanı hissedilmiyor. Sanki fuar bir yatırım arenasından çok bir durum tespit toplantısına dönüşmüş. Herkes birbirine bakıyor ve aynı soruyu sessizce soruyor: Bu şartlarda nasıl devam edeceğiz?

Tarım bu ülkenin omurgasıdır deriz. Doğrudur. Ama omurganın da yük taşıma kapasitesi vardır. Girdi maliyetleri artmış, krediye erişim zorlaşmış, belirsizlik sis gibi çökmüşken fuar alanında dolaşan o ağır hava şaşırtıcı değil. Stantların arasında yürürken bir yandan makinelerin parlak metaline bakıyor, bir yandan çiftçinin yüzündeki çizgileri okuyorsunuz. Metal yeni, yüz yorgun.

Yine de tamamen karamsar bir tablo çizmek haksızlık olur. Çünkü toprağın huyu böyledir. Üzerine ne kadar yük binse de bir yerden filiz verir. Genç girişimcilerin küçük ama akıllı çözümler sunduğu stantlar vardı. Daha azla daha fazlasını yapma çabası dikkat çekiyordu. Belki de bu dönem gösterişin değil, verimliliğin dönemi olacak. Büyük lafların değil, sağlam adımların.

Bu yılki fuar bana şunu düşündürdü: Ekonomi sadece rakamlardan ibaret değil. O rakamlar bir gün fuar alanındaki ışığın tonuna, standın büyüklüğüne, çiftçinin gözündeki parıltıya dönüşüyor. Aydın’daki bu organizasyon, sektörün aynasıysa, aynada gördüğümüz yüz biraz yorgun. Ama hâlâ ayakta.

Toprak küserse affetmez. Ama insan direnirse yol bulur. Bu fuar belki eski şaşaasında değil. Fakat belki de tam da bu yüzden daha gerçek. Parlaklığın azaldığı yerde hakikat daha net görünür. Tarımın geleceği, süslü sloganlardan değil; sabırdan, akıldan ve yeniden güven inşa etmekten geçecek. Aksi halde fuarlar büyür, stantlar çoğalır ama içi boş kalır. Asıl mesele kalabalık değil, istikamet.

Yayınlama: 12.02.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.