Etik Siyaset: Teoride Güneşli, Pratikte Poyrazlı

Etik siyaset denilen şey, kâğıt üzerinde Ege gibi. Ilık, dengeli, insanı yormayan bir tarif. Gerçekte ise çoğu zaman sabah güneşiyle akşamüstü poyrazı arasında kalmış bir ruh hâli. Nereden eseceği belli değil, ama mutlaka üşütüyor.

Tanımı basit aslında. Yetkiyi emanet bilmek, gücü ölçülü kullanmak, “ben” kelimesini cümlede fazla tutmamak. Fakat uygulamaya gelince işler karışıyor. Hele ki siyasetin herkesin birbirini ismiyle değil, lakabıyla tanıdığı yerlerde. Herkes birbirinin geçmişini biliyor ama gelecek konuşulurken hafıza aniden tatile çıkıyor.

Son günlerde memlekette, özellikle de Ege’nin bu mütevazı ama iddialı köşesinde, etik siyaset sıkça anılıyor. Anılıyor ama daha çok “keşke” kipinde. Yapılanlar anlatılırken etik, hep parantez içinde. Hatta bazen parantez de kapatılmadan bırakılıyor.

Kent küçük olunca siyaset de dar bir alanda oynanıyor. Aynı yüzler, aynı cümleler, aynı “yanlış anlaşıldık” açıklamaları. Dün meydanda söylenen bugün çarşıda düzeltiliyor. İlke dediğin şey, yaz sıcağında asfalt gibi. Sabah var, öğlene kalmıyor.

Etik siyaset biraz da zamanlama meselesi. Gücün varken susabilmek, imkan elindeyken geri durabilmek. Ama burada susmak genelde yanlış zamanda oluyor, konuşmak ise tam da herkesin yorulduğu anda. Mikrofonu bırakmak kimsenin ajandasında yok. Zaten ajandalar genelde seçimden seçime açılıyor.

Bir de şeffaflık meselesi var. Herkes çok şeffaf olduğunu söylüyor ama camlar hep dışarıdan siliniyor. İçerisi görünmüyor. Hesap vermek önemli elbette, fakat hesap sorulmayacağını bilince verilen cevaplar da biraz yaratıcı oluyor. Matematik aynı, sonuçlar değişken.

Aydın siyasetinde etik, bazen bir tabela gibi. Yerinde duruyor ama kimse okumuyor. Herkes önünden geçiyor, hatta fotoğraf çektiren bile var. Uygulamaya gelince yön tabelası başka yere bakıyor. Sonra “yol buraya çıkıyordu” deniyor.

Etik siyaset, kaybetmeyi de kabullenmeyi gerektirir. Ama burada kaybetmek pek sevilmez. Kaybedilmez, sadece “şartlar olgunlaşmadı” denir. Ya da “biz aslında kazandık ama…” diye başlayan o tanıdık cümle kurulur. Cümle uzadıkça sorumluluk küçülür.

Halk ise her zamanki gibi sahnenin adı geçen ama sahneye çıkmayan figürü. Herkes onun adına konuşur, kimse onunla konuşmaz. Etik siyaset tam da burada başlar aslında. Halkı slogan malzemesi yapmamakla. Ama bu incelik, broşürlerde pek yer bulmaz.

Sonuçta etik siyaset bir süs değil. Kampanya aksesuarı hiç değil. Taşımak zor, savunması meşakkatli, bedeli olan bir duruş. Belki de bu yüzden herkes bahseder ama az kişi yaklaşır. Yaklaşan da genelde yalnız kalır.

Yine de yazmak gerekiyor. İsim vermeden, adres göstermeden. Çünkü bazı şeyler söylenmezse değil, söylendiğinde rahatsız eder. Rahatsız ediyorsa da doğru yere dokunmuştur. Aydın küçük yer. Laf dolaşır. Vicdan da öyle. Dolaşırsa belki bir yerde durur.

Yayınlama: 28.01.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.