Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Süleyman Bülbül son günlerde öyle bir öfkeyle konuşuyor ki, insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu kadar yıldır neredeydiniz?
27. ve 28. dönem Cumhuriyet Halk Partisi Aydın milletvekili olarak biliniyorsunuz. Bunca zamandır Aydın için yaptığınız hangi büyük çalışmanız, hangi takdire ayan başarınız vardı da bugün bu kadar yüksek perdeden konuşma ihtiyacı duydunuz?
Aydın’ın yıllardır çözüm bekleyen meselelerinde neden bu kadar görünür olamadınız da şimdi bir anda ekranlarda sert açıklamalar yapıyorsunuz? Ayrıca kullandığınız dil ne avukat kimliğinize, ne milletvekilliği unvanınıza ne de genel siyasi üsluba hiç yakışmıyor. Bunu dikkat çekmek için yaptığın aşikâr ancak dikkat çekmek ile güven vermek aynı şey değildir. Naçizane bir öneride bulunmam gerekirse şu an partinin ihtiyacı olan şey de dikkat çekmek değil güven kazanmaktır. Zira dikkat çekme olayını belediye başkanlarınız başarılı bir şekilde yönetiyor.
Anlıyorum ki; Özlem Çerçioğlu ve üç ilçe belediye başkanının siyasi parti değişikliği, siz de bunu bir siyasi fırsata çevirme eğilimi doğurdu. Ancak kurduğunuz dil ne toparlayıcı, ne yapıcı, ne de parti adına umut verici. Tam tersine; öfke yüklü, suçlayıcı ve seçmeni daha da germe potansiyeli taşıyan kışkırtıcı bir dil.
Bir milletvekilinin görevi, kaosu alevlendirmek, partilinin sinirini büyütmek değil; bütünleştirici bir yol izlemek ve seçmenin aklını toparlamaktır.
Ama siz sanki milletvekili olduğunuzu henüz çok yeni, hatta tam da bu kriz çıkınca yeniden hatırladığınız için bu acemiliğinizi çok görmemek lazım… Ve ne yazık ki öfkeniz o kadar ön planda ki, partinizin asıl içinde bulunduğu tabloyu görmekte zorlanıyorsunuz. Çünkü Sayın Bülbül, bugün asıl mesele belediye başkanlarının hangi kapıya yöneldiği değil, neden yöneldiğidir! Yani asıl mesele partinizin neden insan tutamadığıdır. Neden yıllarca emek veren insanların artık sessizce geri çekildiğidir. Neden sadakat gösteren seçmenin bile artık inancını kaybettiğidir.
Dün bir CHP seçmeninin paylaşımına denk geldim.
Özetle diyordu ki:
“Yıllardır bu partide bir memur olarak hiçbir engel tanımadan en önde mücadele ettim. Ama gelinen noktada bunca emeğin değer görmediğini, hak etmeyen insanların hak etmedikleri yerlere geldiğini üzülerek gördüm. Benden bu kadar.”
Bu cümle bir kişinin sitemi değildir.
Bu cümle, tabanın içinde büyüyen kırgınlığın kısa özetidir.
Bu cümle, partinin kendi içinde verdiği alarmdır.
Siz dışarıya dönüp öfke saçarken, içeride insanlar sessizce uzaklaşıyor. En tehlikelisi de şu:
Kan kaybı sloganla durmuyor!
Çünkü yanlış siyaset yapıyorsunuz. Çirkin bir siyaset yapıyorsunuz. İçi doldurulamayan, sadece tepki üzerinden yürüyen bir siyaset yapıyorsunuz.
Oysa bugün partinizin önünde çok daha ağır başlıklar duruyor.
Dün miting yaptığınız Kuşadası belediye başkanı rüşvet ve irtikap suçlamalarıyla tutuklandı. Daha birkaç gün önce başka bir belediye başkanınızın adı, burada dile getirmeme bile yakışmayacak görüntülerle anıldı.
Bütün bunlar yaşanırken yapılması gereken; mikrofon bulunca bağırmak değil, bir dakika durup “Biz nereye gidiyoruz?” diye sormaktır. Acil bir kriz masası kurmaktır. Seçmeni rahatlatacak bir dil geliştirmektir. Parti içindeki güveni yeniden inşa etmektir.
Ama görüyoruz ki hala tercih edilen şey algı yönetimi. Hala vitrin siyaseti. Hala kalabalık görüntülerle moral üretme çabası.
Dün Özgür Özel Kuşadası’ndaydı.
Manzara tanıdıktı:
Birbirini alkışlayan kalabalıklar, birbirine moral veren cümleler, yine aynı ezber.
Yani körler sağırlar birbirini ağırlar siyaseti.
“Kuşadası kilitlendi” diye manşetler atıldı.
Doğru…
Ama benim gördüğüm dün Kuşadası’nda kilitlenen tek şey trafikti. Gördüğüm en somut kilit buydu.
Zaten tek yönlü akan trafik hattının üzerine miting koyarak gerçekten büyük etki yarattınız.
Özellikle sürücüler sizi çok andı. İsminiz fazlasıyla zikredildi.
Nasıl zikredildiğini ise sizin hayal gücünüze bırakıyorum.
Çünkü vatandaş artık kalabalığa değil, samimiyete bakıyor.
Çünkü seçmen artık yüksek sese değil, tutarlılığa bakıyor.
Bir parti en çok rakibinin saldırısıyla değil, kendi gerçeğini inkâr ettiği anda zayıflar.
Bugün dışarıya karşı sert görünmek kolay. Asıl zor olan, içerideki çöküşü dürüstçe görebilmektir.
Sayın Bülbül… Mikrofonunuzun ayarlarıyla oynamayın, zira o cızırtı mikrofonunuzdan değil, partinizin içinden geliyor.