Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bazı kabuslar gece gelir.
Bazıları ise sabahın köründe.
Milyonlarca insan alarm kurdu. Kimi yatağından kalktı, kimi kahvesini koydu, kimi gözündeki uykuyu silip ekranın karşısına geçti. Bir millet, Dünya Kupası hayaline ortak olmak için güzel rüyalarını yarıda bıraktı.
Ama o sabah karşımıza çıkacak kabusun adı Montella Krueger’dı.
Freddy Krueger nasıl insanların rüyalarına girip umutlarını boğuyorsa, Montella da Türk milletinin Dünya Kupası hayaline öyle girdi. Bir milletin umutlarını, hayallerini, beklentilerini tek tek tırpanladı.
Bugün elendik diye yazmıyorum bunları.
Benim için filmin son sahnesi bugün oynanmadı.
O film, Euro 2024’te Hollanda karşısında başladı.
Finale yürüyebilecek bir jenerasyonun önüne teknik direktör değil, kendi doğrularına aşık bir inat duvarı dikildiği gün başladı.
O gün söyledim.
Bugün de söylüyorum.
Montella hiçbir zaman bu takımın oyununu inşa eden bir teknik direktör olmadı.
Elindeki kaliteli oyuncuların bireysel yetenekleri onu taşıdı.
Arda’nın ayağı taşıdı.
Ferdi’nin enerjisi taşıdı.
Kenan’ın cesareti taşıdı.
Takımın karakteri taşıdı.
Ama Montella’nın teknik aklı taşıyamadı. Çünkü taşıyacak bir futbol aklı yoktu.
Bu takım onun döneminde ne oturmuş bir sistem gördü ne de sahaya yansıyan bir futbol felsefesi.
Her maç başka kadro.
Her maç başka plan.
Her maç başka macera.
Ama her maç aynı forvetsiz oynama inadı.
Sanki milli takım değil, laboratuvar deneyi.
Ve sonunda deney patladı.
Dünya Kupası yolunda iki maç geçti.
Gol yok.
Çözüm yok.
Plan yok.
Ama açıklama çok.
Şut sayıları var.
Topla oynama oranları var.
İstatistik masalları var.
Sorumluluk ise yok.
Çünkü başarısız teknik adamların en sevdiği şey rakamların arkasına saklanmaktır.
Futbol bazen rakamlara rağmen kaybettirir.
Ama iki maç boyunca forvetsiz oynatılan bir takımın gol atamaması kader değildir.
Tercihtir.
Yanlıştır.
Beceriksizliktir.
Curaçao (Kurasao)’nun Almanya’ya gol attığı turnuvada sen 2 maçta gol bile atamadın.
Bu tercihin hesabını vermek yerine yine şapkadan tavşan çıkmasını bekledin.
Çünkü sahaya yerleştirilmiş bir oyun olmayınca çareyi bireysel yetenekte ararsınız.
Oyuncu kurtarırsa kahramansınız.
Kurtaramazsa kader suçludur.
Ne güzel düzen.
Ama işin en ilginç tarafı sahadaki futbol da değil.
Sahadaki futbolu anlamayan çok insan olabilir.
Fakat insanların ruh halini okuyamayan bir teknik direktör milli takım çalıştıramaz.
Avustralya maçından sonra yaptığı açıklama bunun en net örneğiydi.
Eleştirilere cevap vereceğim derken çıktı ve “Beni eleştirenlerden daha fazla Türk’üm” deme cüretini gösterdi.
İşte o anda mesele futbol olmaktan çıktı.
Çünkü bu milletin ne olduğunu hâlâ anlamadığını gösterdi.
Bu ülkenin insanı yenilgiye kızmaz.
Mücadele görmezse kızar.
Yanlışta ısrar edilmesine kızar.
Kendisini aptal yerine koyanlara kızar.
Ve en çok da yukarıdan bakılmasına kızar.
Ertesi gün çıktı.
Aynı kadro.
Aynı yanlışlar.
Aynı inat.
Sanki milyonlarca insana “siz anlamazsınız” der gibi.
Sonuç?
İki maç.
Sıfır gol.
Sıfır umut.
Sıfır çözüm.
Ve bir kez daha yarım kalan hayaller.
Bugün kupadan elenmiş olabiliriz.
Ama kaybettiğimiz şey sadece bir turnuva değil.
Bir neslin en değerli yılları…
Ve o yılların üzerinde dolaşan bir kabusun adı var.
Montella Krueger.
Sabahın köründe başlayan, milyonların rüyasına giren ve Türk futbolunun umutlarını tırnaklarıyla parçalayan bir kabus…
Film bitti.
Ama geride bıraktığı hasar uzun süre unutulmayacak.