İHMAL BÜYÜRSE, ŞİDDET YÜRÜR!

Dün Siverek’te bir okulda yaşanan silahlı saldırının acısı henüz tazeyken, bugün Kahramanmaraş’tan gelen benzer haberle yüreğimiz bir kez daha dağlandı. Üstelik 8 öğrenci ve bir öğretmen… Rakam değil, hayat… Bu cümleyi kurmak bile insanın içini parçalıyor. Bazı acılar vardır, anlatılamaz; sadece içimizde ağır bir sessizlik olarak kalır. Geride tarifsiz bir boşluk… İşte tam da öyle bir yerdeyiz. Her defasında başa dönüp aynı yerden başlıyoruz: “Okullarda güvenlik yok.”
Her olaydan sonra aynı cümleleri kuruyoruz: “Okullarda güvenlik yok.”
Evet, yok. Olmalı.
“Öğretmenler korunmalı.”
Evet, sonuna kadar haklıyız. Öğretmenler bu ülkenin en kıymetli emekçileri, çocuklarımızın yolunu aydınlatan insanlar. Onlara yönelen her türlü şiddet, aslında geleceğimize yönelmiş bir saldırıdır. Buna karşı ses yükseltmek bir tercih değil, zorunluluktur.
Ama…
İşte bu ama’yı kurmadan da eksik kalıyoruz. Çünkü faturayı tek bir yere kesersek, gerçeği eksik görüyoruz demektir. Güvenlik önlemleri elbette artırılmalı; ancak mesele yalnızca okul kapısındaki güvenlik görevlisiyle çözülebilecek kadar basit degil maalesef… Çünkü mesele sadece okul kapısındaki güvenlik değil. O kapıdan içeri giren çocukların hangi dünyadan geldiği asıl mesele…
Biz çocuklarımızı nasıl yetiştiriyoruz?
Kendi sosyal alanlarımızı yaratmak, bu oldukça insani duygu için; yani biraz nefes almak ve rahatlamak için daha çocuk yaşta, 8-10 yaşındaki evlatlarımızı bir ekranın karşısına koyup “oyalansın” diye evde yalnız bırakıp gidiyoruz. Yani yalnızlaştırıyoruz aslında… Evde yalnız, ekranda kalabalık. Ne izlediklerini bilmiyoruz, kimlerle konuşuyorlar farkında değiliz, hangi karanlık içeriklere maruz kalıyorlar umursamıyoruz. Sonra bir gün, hiç tanımadığımız bir yüzle karşılaşıyoruz: Kendi çocuğumuzla!
İşte orada büyük bir kırılma başlıyor.
Tabletle susturulan çocuk, duygusunu da susturmayı öğrenir. Televizyonla büyüyen çocuk, gerçeği ekrandan ayırt edemez hale gelir. Ekran bir bakıcı değildir!
Kendi konforumuz uğruna yaptığımız bu küçük ihmaller, zamanla büyük boşluklara dönüşüyor ne yazık ki… Ve o boşlukları çoğu zaman biz değil, kontrolsüz içerikler dolduruyor.
Tam da burada başka bir kritik noktaya geliyoruz: Bu tür saldırı haberleri sonrası, olay anına ait görüntülerin defalarca, saatlerce ekranlarda döndürülmesi…
Gerçekten doğru mu?
Toplumu bilgilendirmek elbette önemli. Ama bilgilendirmek ile yeniden yeniden travmatize etmek arasında ince bir çizgi var. O görüntüler sadece bir “haber” değil; aynı zamanda zihinlere kazınan bir sahne. Hele ki gelişim çağındaki çocuklar için…
Çocuk dediğimiz şey, boş bir sayfa değil artık. Her gün yazılıyor. Ve o sayfaya ne yazıldığını çoğu zaman biz bile okumuyoruz. Arkadaş çevresine karışmayalım, özgür olsun diyoruz. Gittiği yerlere, gençtir, gezer deyip geçiyoruz. Oysa çocuk dediğin, yön verilmezse yön arar. Ve o yön her zaman doğru bir yön olmayabilir.
Şiddeti tekrar tekrar izleyen bir çocuk ne öğrenir sizce? Korkar mı, yoksa zamanla alışır mı? Daha da önemlisi… Zaten duygusal olarak ihmal edilmiş, yönsüz bırakılmış bir çocuk için bu görüntüler bir “tetikleyici” olabilir mi? Ne yazık ki olabilir. Şiddetin bu kadar görünür, bu kadar tekrar edilen bir şey haline gelmesi; bazı zihinlerde normalleşmeye, hatta özenmeye bile yol açabilir. Bu, görmezden gelebileceğimiz bir risk değil. O yüzden belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Her şeyi göstermek zorunda mıyız?
Belki de bazı görüntüler hiç yayınlanmamalı. Belki de yayınlanacaksa sınırlı, kontrollü ve sorumlu bir şekilde sunulmalı. Çünkü özgürlük ile sorumluluk arasındaki denge, tam da burada devreye giriyor. Bugün sadece okullarda güvenliği değil, ekranlarda gördüklerimizi de konuşmak zorundayız.
Bu yazı kimseyi aklamak için değil.
Ne ihmali olan kurumları, ne eksik kalan sistemleri…
Ama aynı şekilde, kendi sorumluluğunu görmeyen anne-babayı da, reyting uğruna sınır tanımayan yayın anlayışını da görmezden gelmek için değil. Çünkü gerçek şu: Toplum dediğimiz şey sadece sokakta değil, evde ve ekranda da şekilleniyor. Bir çocuk; evde gördüğüyle, dışarıda yaşadığıyla ve ekranda izlediğiyle büyüyor. Eğer bu üç alanda da denge yoksa, işte o zaman bunun sonuçlarını bir gün hep birlikte yaşıyoruz. Çünkü çocuk, önce ailesinde öğrenir sevgiyi, saygıyı, öfkeyi, sabrı… Eğer evde yoksa, dışarıda arar. Bulduğu şey ise çoğu zaman merhamet değil, öfke olur.
Bugün üzgünüz ama yarın aynı acıyı yaşamamak için; okullarımızı da, evlerimizi de, ekranlarımızı da yeniden düşünmek zorundayız.
Okullarda güvenliği arttırmak şart! Ancak asıl çözüm okulların kapılarını mı güçlendirmekten ziyade, çocuklarımızın kalbine açılan kapıları güçlendirmekte…

Yayınlama: 15.04.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.