Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Aydın’da son dönemde ilginç bir tasarruf politikası uygulanıyor. Siyasetçiler enerjiden tasarruf ediyor, tartışmayı outsource ediyor. Kavga bütçesi gazetecilere devredilmiş gibi. Eskiden meydanlarda yükselen sesler şimdi sosyal medya paylaşımlarında ya da köşe yazılarında yankılanıyor. Roller değişmiş, ama dekor aynı.
Siyasetçiler birbirine laf yetiştirmeyi bırakmış görünüyor. Ne güzel, olgunluk dedik önce. Sonra fark ettik ki kavga bitmemiş, sadece taşerona ihale edilmiş. Artık bazı gazeteciler, siyasi partilerin basın sözcüsü gibi değil, adeta mahalle temsilcisi gibi çalışıyor. Kim hangi sofraya yakınsa, kalem de o sofranın tuzunu taşıyor.
Gazeteci dediğin, yangını haber yapar. Bizde bazıları benzin bidonuyla olay yerine gidiyor. Sonra da “şehir çok gerildi” diye köşe yazıyor.
Bir kısmı açık açık taraf. Buna kimse bir şey diyemez, görüş olur. Ama mesele görüş değil, gölge. Finansal yakınlıkla şekillenen öfke, gazeteciliği fikir alanından çıkarıp aidiyet alanına taşıyor. O noktada yazı, analiz olmaktan çıkıyor, sipariş metnine dönüşüyor.
Daha da tuhaf olan şu: Siyasetçiler arasında görülmeyen sertlik, gazeteciler arasında fazlasıyla mevcut. Bel altı imalar, isim vermeden hedef gösteren cümleler, sosyal medya üzerinden “laf çakma” müsabakaları… Şehir, sorunlarını konuşmayı beklerken timeline’da ego savaşı izliyor.
Gazeteci hakemdir. Hakem formayı giyip sahaya inerse maçın adı değişir. Bizde bazı hakemler gol sevinci provası yapıyor.
Aydın’ın gerçek gündemi ağır. Ama biz neyi konuşuyoruz? Kimin kime hangi cümleyi yazdığı. Kentin enerjisi, suni başlıklara harcanıyor. Gürültü var ama içerik zayıf.
Siyasetçiler açısından bakınca tablo anlaşılır. Eleştiriyi doğrudan almak yerine dolaylı yoldan yönlendirmek konforludur. Fakat bu konfor, uzun vadede hem siyaseti hem medyayı sıradanlaştırır. Eleştiri muhatabını şaşırdığında hesap sorma kültürü de zayıflar.
Gazetecilik mesafedir. Masaya ne kadar yakın oturursan, manzarayı o kadar dar görürsün. Mesafe kaybolduğunda kalem ağırlaşır, güven hafifler.
Bu şehir küçük olabilir ama hafızası büyük. Kim hangi dönemde hangi safta durmuş, kim hangi tartışmada neden öne atılmış, hepsi kayda geçer. Güven bir kez aşındı mı, en güçlü manşet bile onu geri getiremez.
Aydın’ın ihtiyacı polemik üreticileri değil, soru soran kalemler. Taşeron tartışmalar değil, sahici gündemler. Şehir zaten yeterince yorulmuşken, gazeteciliğin son yapması gereken şey kavganın parçası olmak.
Kalem kılıç değildir. Kılıç gibi kullanılırsa, eninde sonunda güveni keser. Şehir ise keskinlikten değil, berraklıktan beslenir.
Ve en tehlikelisi şu: Eğer gazeteci siyasi aktör gibi davranmaya başlarsa, yarın gerçekten konuşması gereken bir mesele çıktığında kimse o sese kulak vermez. Çünkü herkes o sesi bir tarafın uzantısı sanır. O gün geldiğinde kaybeden bir siyasetçi ya da bir gazeteci olmaz; kaybeden şehir olur.
Aydın’ın ihtiyacı alkışlanan kalemler değil, güvenilen kalemlerdir. Çünkü bir şehirde gazetecilik zayıflarsa, geriye sadece propaganda kalır. Propaganda büyüdüğünde ise gerçekler küçülür. Gerçekler küçüldüğünde de şehir büyüyemez.