Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Belki birçoğumuz bu filmi izledik. Kimimizse izleyip de o yıllarda pek anlam verememiş olabilir. Ben ise bu filmi izledikten sonra doktor olmaya karar verdim.
Andrew Niccol’un yönettiği, 1997 yapımı bu bilimkurgu klasiği; başrollerinde Ethan Hawke, Uma Thurman ve Jude Law gibi isimleri barındırıyor. İzlemeyenlere şiddetle tavsiye ederim. Çünkü “GATTACA”, yalnızca bir film değil; 90’lı yıllardan bugüne, hatta bugünün de ötesine dair öngörüleriyle adeta bir kehanet gibi duruyor.
Film, genetik mühendisliğinin hızla geliştiği bir gelecekte geçiyor. Bilimsel olarak kusursuz, genetik olarak arındırılmış bireyler yaratılıyor. Genetik kusurlar, hastalıklar, engeller tarihe karışıyor. Aileler artık “aşk çocukları” değil, laboratuvar kontrollü bebekler tercih ediyor. Çünkü kusursuz bireyler kusurlulara göre öncelikli, saygın ve seçkin oluyor. Diğerleri ikinci sınıf insan muamelesi görüyor.
Şimdi diyeceksiniz ki:
“Evet hocam, böyle bir toplum olabilir, hatta olmaya başladı bile. Ama biz bu filmi yıllar önce izledik, eski konu bu…”
Hayır. İşte tam da burası bizim hikâyemizin başladığı yer.
Filmin çekildiği yıl: 1997.
Peki dünyadaki ilk tüp bebek ne zaman doğdu? 1978, İngiltere’de Louise Brown.
Genetik seçimin (Preimplantasyon Genetik Tanı – PGD) ilk kez başarıyla uygulandığı yıl? 1990.
Türkiye’de ilk tüp bebek uygulaması? 1988.
Yani “GATTACA”, tüp bebek teknolojisinin henüz geniş kitlelere yayılmadığı, genetik seçimin yeni konuşulmaya başlandığı bir dönemde çekilmiş. O zamanki “hayal” bugün adım adım gerçeğe dönüştü. Bugün artık genetik hastalıklar taranıyor, embriyolar seçiliyor, “ideal” çocuklar planlanabiliyor.
Benzer şekilde, 1999 yılında çıkan “The Matrix” filmi…
Orada da yapay zekânın insanlar üzerinde kurduğu hâkimiyet, bir üretim bandında insan yaratımı gibi distopik temalar vardı. Bugün geldiğimiz noktada yapay zekâ hayatımızın neredeyse her alanına nüfuz etmiş durumda. Sadece yardımcı değil, karar verici pozisyonlarda bile…
Tüm bunlar rastlantı değil. Sinema çoğu zaman geleceğin provasını yapar.
Peki biz şimdi ne yapacağız?
Yıllar önce yazılmış senaryoları, gerçekleşmiş distopyaları konuşup nostalji mi yapacağız?
Hayır.
Bu köşede artık “bugün”ü ve “yarın”ı konuşacağız.
Çünkü bizim yeni bir meselemiz var:
Doğurganlık oranları neden düşüyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nde doğurganlık neden azalıyor?
Hangi illerde daha fazla düşüş yaşanıyor?
Kadınlar ne bekliyor? Erkekler ne düşünüyor?
Doktorların gözlemleri neler? Hastaların kaygıları ne yönde?
Genetik seçimin sosyal sonuçları nedir?
Bebek istemeyenlerin değil, artık bebek yapamayanların çağında mıyız?
İşte bu sorular etrafında; hem bilimsel verilerle hem de sosyal gözlemlerle ilerleyeceğiz.
Yazı dizimiz boyunca, klasikleşmiş tartışmaların dışına çıkacağız.
Okurlarımızdan gelen her soruyla birlikte yeni başlıklar açacağız.
Yani sadece benim yazdığım bir köşe değil, sizlerle birlikte yazacağımız bir platform olacak bu.
Haber Maraton bana ulaşıp “Hocam yazılar yazar mısınız?” dediğinde, seve seve kabul ettim. Ama bir şartla:
“Marjinal yazarım” dedim.
Çünkü hayatım boyunca olaylara farklı açılardan bakmayı ilke edindim.
Sağ olsunlar, zaten bu yüzden davet etmişler.
Bu köşede ezber bozacağız.
Tekrarlanmış konuların ötesine geçeceğiz.
Siz soracaksınız, ben yazacağım.
Bazen birlikte araştıracağız, bazen birbirimize meydan okuyacağız.
Hazırsanız, başlıyoruz.
En kısa sürede görüşmek dileğiyle.