Kuşadası’nda Siyaset, Akrabalık ve “Bağış” Tartışmaları

Kuşadası son dönemde yalnızca turizmiyle değil, kulislerde konuşulan iddialarla da anılıyor. Siyasetin doğası gereği eleştiri kaçınılmazdır; ancak bazı başlıklar var ki, kamu vicdanında daha ağır yankı bulur. Akrabalık ilişkileri, kamu görevleri ve “bağış” adı altında dönen para trafiği bu başlıkların en hassas olanlarıdır.

İddialara göre, Bülent Tezcan’ın birinci ve ikinci dereceye kadar uzanan yaklaşık 15 akrabasının Kuşadası Belediyesi bünyesinde çalıştığı konuşuluyor. Bu durum tek başına bile kamu yönetimi açısından tartışılması gereken bir tablo ortaya koyuyor. Daha çarpıcı olan ise, Tezcan’ın kızının yakın zamana kadar İmar Müdürlüğü’nde görev yaptığı yönündeki söylemler. İmar gibi kritik bir birimde görev almak, ister istemez “liyakat mi, yakınlık mı?” sorusunu beraberinde getiriyor.

Diğer yandan, Kuşadası Belediyesi ile iş yapan müteahhit ve iş insanlarının önemli bir kısmının KUSAV’na bağış yaptığı iddiası da şehirde sıkça dile getiriliyor. Sayının 70’e yaklaştığı söyleniyor. Elbette bağış yapmak suç değildir. Ancak bağış yapanların büyük çoğunluğunun belediyeyle iş ilişkisi içinde olması, bu bağışların “gönüllülük” mü yoksa “zorunlu nezaket” mi olduğu sorusunu doğuruyor.

İnsan şu soruyu sormadan edemiyor: Bu kadar geniş bir kitlenin aynı vakfa yönelmesi gerçekten tesadüf mü? Yoksa görünmeyen bir mekanizmanın sonucu mu? Gökten zembille inen bir bağış furyasından söz etmiyoruz sonuçta.

Kuşadası’nın tutuklu Belediye Başkanı Ömer Günel ile söz konusu vakıf arasındaki yakınlık da bilinen bir gerçek olarak dillendiriliyor. Bu bağlamda yapılan bağışların, belediye ile iş yapan çevreler açısından bir “zorunlu tercih” olup olmadığı sorusu daha da önem kazanıyor.

Siyasette şeffaflık, sadece doğruyu yapmak değil, doğru görünebilmektir de. Kamu gücünü kullananların, akrabalık ilişkileri ve mali akışlar konusunda ekstra hassasiyet göstermesi gerekir. Çünkü bu tür iddialar yalnızca kişileri değil, kurumların itibarını da zedeler.

Bugün Kuşadası sokaklarında konuşulanları herkes duyuyor. Süleyman Bülbül de duyuyor, Evrim Karakoz de. Siyasetin içinde olan herkesin bu iddialardan habersiz olduğunu söylemek, hayatın olağan akışına aykırı olur.

Mesele çok basit aslında: Kamu görevinde bulunanlar aynaya bakabilmeli. Sadece hukuken değil, vicdanen de hesap verebilmeli. Çünkü bu şehirde yaşayan insanlar, kimin ne yaptığını sandığınızdan çok daha iyi biliyor.

Ve unutulmamalı; güven bir kez zedelendi mi, onu onarmak yıllar alır.

Yayınlama: 25.04.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.